"Her hâlde âlemde bir hak vardır. Ve hak kuvvetin üstündedir."  
Geçtiğimiz günlerde ilçemizin hukuk ve hukuki işlerinden sorumlu ilçe başkan yardımcımız Özgür Kınay Çağlayan Adliyesi’ndeydi. Boğaziçi öğrencisi arkadaşların savunmanlığını yaptı ve destek vererek, ihtiyaçlarıyla ilgilendi.
10.04.2021
80
Yazı Boyutu: A- A+

CHP Fatih İlçesi hukuk ve hukuki işlerinden sorumlu ilçe başkan yardımcımız Özgür Kınay’ın paylaşımı ;

Boğaziçi öğrencisi birinin ifadesinde bizzat müdafilik yaptım. Adı Burak, psikoloji öğrencisi. Aslında hukuk fakültelerine de puanı yetiyormuş fakat illa Boğaziçi’nde okumak istediği için kafasındaki diğer bölüm olan Psikolojiyi tercih etmiş. Bu sene 3.sınıfta ama okul uzayacakmış biraz. Sinema kulübüne üye. Gözlüklü, her yerinden temizlik akıyor, hiç teklemeden muazzam güzel bir Türkçe ile konuşuyor. "Ben kendim için değil, çocuklarım için orada olmak zorundaydım" dedi. Olayları anlatırken "çok epik bir andı" dedi bana; bir yerde "momentum" kelimesini kullandı. Dedim "Aman ha sakın içeride ifade verirken öyle epik, momentum falan deme; örgüt adı, örgüt lideri falan sanarlar, anlamaz bunlar" :)
Aklıma 1980 dönemi geldi. Benzer olayları o zaman için duyardık. Bugün geldiğimiz noktada kim o dönemden daha demokratik olduğumuzu iddia edebilir? O zaman idam vardı, bugün yok ki zaten AKP’den önce kaldırıldı; bugün geri getirilmesini isteyen parti AKP üstelik. Şimdi bu "daha demokratik" olmak için yeterli mi? Bir de "darbe Anayasası" diyorlar, yenisini yapmak istiyorlar, dalga geçer gibi...
Neyse... Gelelim Burak’a...
Çocuklarının geleceği için orada durmak zorunda olduğunu düşünüyor. Peki ne yapmış Burak? Dediğim gibi orada durmuş. Dosyaya delil olarak Burak’ın polis kamerasındaki kaydından yakalanmış bir fotoğraf koymuşlar. Peki Burak o fotoğrafta ne yapıyor? Dedim ya: Duruyor! :) Başka? Yok, o kadar; duruyor!
Peki neyle suçlanıyor Burak?
- Terör örgütü üyeliği
- Kamu malına zarar verme
- İzinsiz gösteri
- Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma

Burak "terör savcısı"nın karşısına çıktı ve sorulan soruya "hiçbir terör örgütüne üye değilim" dedi. Evet, bu çocuk bunu söylemek zorunda kaldı. Neden? Çünkü haksızlığa karşı "durdu"!
Burak bana, bize teşekkür etti; emeklerimiz için minnettarlığını dile getirdi. Dedim ki "Senin yaptığının yanında bizimki ne ki? Senin kendi çocuğun değil, benim çocuğumun da geleceği senin ellerinde. Sen Boğaziçi öğrencisisin. Hepimizin geleceği sana bağlı..."
(Bu arada Burak’ın annesinden yanımdaki avukat arkadaşıma mesaj geliyor "Oğlum 1,5 gündür oralarda, kodeste, karnı aç mı, yatacak yeri var mı, montu yanında mı?"..)
İfadeden sonra ayrıldık. Ayrılırken Burak’a "merak etme bir şey çıkmaz bundan" dedim.
Sonra Burak’ı "tutuklama talebiyle" Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk ettiler. Evet, tutuklansın istediler. Anlaşılan o ki savcılara "tutuklama istemiyle sevk edin" diyen kişiler Sulh Ceza Hakimlerine "Bu kadar yeter" demiş olacak ki ’onca delile (!) rağmen’ :) serbest bırakıldılar.
Burak doğru zamanda doğru yerde durdu. Ama bugün birileri yanlış zamanda yanlış yerde durduğunu dayatıyorlar. Bir gün doğruyu - yanlışı belirleyen güç değişecek.
Çünkü Atatürk’ün de dediği gibi: "Her hâlde âlemde bir hak vardır. Ve hak kuvvetin üstündedir."